Bugun...


Akıncı: Cumhurbaşkanı’nı dışlayarak yol alma çabası vahim bir hatadır

Akıncı: Cumhurbaşkanı’nı dışlayarak yol alma çabası vahim bir hatadır
+ -

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı bugün bir basın toplantısı düzenleyerek ortamı geren gelişmelerle ilgili duruma açıklık getirdi.

Akıncının, gazetecilerin soruları öncesi açıklaması şöyle.

“ÖZETLEMEK GEREKİRSE”

Son günlerde birbirini takip eden gelişmelerle ilgili görüşlerimi paylaşarak sizler aracılığıyla halkımızı aydınlatmak istiyorum.

 İlk olarak, çözümün kıyısına kadar gelinen Kıbrıs konferansının sonuçsuz kalmasının ardından izlenmesini öngördüğüm siyasetin temel noktalarını özetleyerek başlayacağım. Bunlardan hareketle, Maraş konusunda hükümetin kamuoyuna açıkladığı ve şekillenmesinde Cumhurbaşkanlığının katkısının aranmadığı politikaya ilişkin görüşlerimi paylaşarak, Maronit açılımının indirgendiği durumla ilgili olarak da bir değerlendirme yapacağım. Ardından da sorularınızı yanıtlamaya hazır olacağım.

 Göreve geldiğim ilk günden beri, karşılıklı kabul edilen ilkeler ve BM parametreleri temelinde iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon çerçevesinde kapsamlı bir çözüme ulaşmak için bütün iyi niyetimle ve var gücümle çalıştım. Bu yolda büyük mesafeler kat ettik. Müzakere tarihinde ilk defa Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma çabalarını Cenevre ve Crans Montana’da ilgili bütün tarafların bir arada bulunduğu Kıbrıs Konferansına taşıdık. Maalesef Rum liderliğinin olumsuz tavrı nedeniyle sonuca ulaşamadık. Bildiğiniz gibi bu durum, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres tarafından yitirilen tarihi fırsat, AB komisyonu başkanı sayın Jean-Claude Junker tarafından da çözüme ramak kalınan bir tarihi fırsat olarak nitelendi.

 Kapsamlı bir çözüm arayışına katkı koyması, iki toplum arasındaki güveni geliştirmesi ve günlük yaşamı kolaylaştırması amacıyla güven yaratıcı önlemlerde de önemli mesafeler kat ettik. Henüz uygulanmayanların da önümüzdeki günlerde yaşama geçmesi yönünde uğraş vermekteyiz.

 TÜRKİYE İLE 13 TEMEL DEĞERLENDİRMEMİZ”

Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansı’nın hemen sonrasında, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı olarak kendi aramızda yaptığımız değerlendirmelerde izlenmesi gereken siyasetin temel noktalarını 13 madde halinde özetlemiş, bunların bir çoğunu yeri geldikçe kamuoyu ile paylaşmıştım. Bunları bir kez daha paylaşmak ve anımsatmak istiyorum.

 1.    Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin 1974 sonrasında yıllar içerisinde oluşan ve iki toplumluluk, iki kesimlilik, iki kurucu devletlilik, siyasi eşitlik gibi kavramları da içeren ve son olarak BM Genel Sekreterinin sunduğu çerçeveye dönüşümlü başkanlığın da dahil edildiği parametreleri çıkmazın sorumlusu gibi takdim ederek dışlaması vahim bir hata olacaktır.

2.    Çıkmazın sorumlusu, BM parametreleri değil maksimalist tutumundan vazgeçmeyerek, makul ve gerçekçi tavır sergilemeyen Rum tarafıdır.

3.    Bu günlerde yapılması gereken Crans Montana’da bir kez daha görülen bu gerçeğin yaygın bir biçimde üçüncü taraflara anlatılmasıdır. Özellikle BM ve AB içinde, tanınan devlet statüsü ile Rum tarafının yetki paylaşımındaki isteksizliği öne çıkarılmalıdır.

4.    Bundan sonraki gelişmeler, konjonktüre de bağlı olarak dünya ve bölgedeki güç dengeleri ve Türkiye’nin konumu ile de yakından ilgili olacaktır.

5.    KKTC olarak Türkiye ile de yakın ilişki içinde dış ilişkilerimizi geliştirmek için her türlü çabayı göstermeliyiz.

6.    Aynı adayı ve coğrafyayı paylaştığımız Rum toplumuyla uyum içinde bir ilişkiyi ve iş birliğini arzu ettiğimizi bu bağlamda önceden kararlaştırılan GYÖ’leri uygulamaya hazır olduğumuzu vurgulamalıyız. (Telefon, elektrik, kriz, kayıplar, vs.)

7.    AB ile ilişkiyi sürdürmek istediğimizi bu bağlamda Rum tarafının çıkardığı engellere karşı AB kurumlarının gereken tavrı sergilemeleri gerektiğinin altını çizmeliyiz.

8.    Geldiğimiz noktada Kapalı Maraş ile ilgili olarak; 

a.     BM gözetiminde Rumlara ve ortak işletmelere açılması karşılığında Ercan’a direkt seferlerin başlatılmasını öncelikli olarak gündeme alabiliriz. Bu seçeneğin olamaması durumunda ise,

b.    İkinci seçenek olarak BM ile çatışmadan Kıbrıs Türk idaresi altında açmak opsiyonu da değerlendirilebilir.

(Her iki seçenekte de BM ile uyumlu ve dolayısıyla uluslararası hukuk içinde davranmanın önemi açıktır)

9.    Maronitlerin kuzeyde Kıbrıs Türk idaresi altında köylerine dönmelerini sağlayacak adımları gecikmeksizin atmalıyız.

10.Taşınmaz Mal Komisyonun fonksiyonlarını çok daha etkin bir şekilde yerine getirebilmesini sağlamalıyız.

11.İç düzenimizle ilgili olarak, farklılıklara saygı göstererek demokratik birliğimiz ve bütünlüğümüzü korumalıyız. Daha etkin, halkına güven telkin eden bir kamu yönetimini gerçekleştirmeyi, kangrenleşmiş yapısal sorunlarımızı aşmayı başarmalıyız. Her olumsuzluğun Kıbrıs sorununa endeksli olarak algılanmasının önüne geçmeliyiz.

12.KKTC-TC ilişkilerinde, KKTC kanadının daha kendine yeten ve kendini yönetme becerisine sahip bir konuma yükselmesine katkıda bulunacak adımlar atılmalıdır.

13.Hidrokarbon olayında bir yandan ortak yarar ilkesi anımsatılarak, bir yandan da uluslararası hukuk içinde kalınarak haklarımızın korunması için gereken yapılmalıdır.

 MARONİT AÇILIMI

Bunları aktardıktan sonra, yukarıda sıraladıklarım arasında yer alan Maronit Açılımıyla ilgili süreci sizlere kısaca anımsatmakta yarar görüyorum: 

Yaşamlarını halen Güney Kıbrıs’ta sürdüren Maronitlerin 1974’te terk ettikleri KKTC’deki köylerine dönüşünü öngören ve kamuoyunda “Maronit Açılımı” olarak bilinen karar, 26 Temmuz 2017’de Cumhurbaşkanlığında benim başkanlığımda yapılan üst düzey toplantıda alınmıştır. 

 Dönemin başbakanı, ilgili bakanları, askeri makamları ve TC Lefkoşa Büyükelçisi’nin de katıldığı toplantıdan çıkan sonuç gerek Maronitler arasında gerekse ülkemizde ve gerekse uluslararası alanda çok olumlu yankı yaratmıştır. 

 Konu Kıbrıs sorununu yakından ilgilendirdiği için açılım sürecinin Cumhurbaşkanlığının eşgüdümünde yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Buna göre Cumhurbaşkanlığında kısa sürede konuyla ilişkili tüm kurumların katılımıyla çok sayıda teknik toplantı Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı’nın başkanlığında gerçekleştirilerek yapılması gereken hukuki düzenlemeler belirlenmiş, altyapı ihtiyaçları saptanmış, fizibilite raporları çıkarılmış ve maliyetler hesaplanmıştır.

ESKİ HÜK^MET YENİ HÜKÛMET

 Tüm bu hazırlıklar dört ay gibi kısa bir süre içinde tamamlanarak dönemin hükümetine iletildiği ve Açılıma yönelik olarak 2018 genel bütçesinde bir miktar kaynak ayrıldığı halde, daha sonra hükümet tarafından Cumhurbaşkanlığına “mali kriz gerekçesiyle bu kaynağın kullandırılamayacağı” iletilmiştir. 

 Açılımın gerektirdiği somut adımların gecikmesinin yanlış olduğunu her fırsatta dile getirmeme rağmen ne yazık ki projelerin hayata geçirilmesi söz konusu olmamıştır. 

 Açılım kararından yaklaşık 1,5 yıl sonra ise dönemin hükümeti, Maronitlerin dönüşüne ilişkin sürecin siyasi kararın artık alınmış olduğu, geriye kalanların teknik konular olduğu gerekçesiyle Cumhurbaşkanlığı koordinasyonu yerine, Hükümetin bu koordinasyonu kendi içinde yürütmesini öngörerek hem koordinasyon hem de yürütme sorumluluğunu üstlenmiştir. Ne yazık ki hükümet dağılana kadar Maronit Açılımına ilişkin herhangi bir ilerleme kaydedilememiştir.

 Maronit Açılımı, KKTC’de bulunan Gürpınar, Özhan ve Karpaşa köylerini içeren bütünlüklü bir karardır. Alınan karar, her üç köye de dönüşü öngörmektedir.

 Yeni hükümet tarafından geçtiğimiz günlerde kamuoyuna Maronit Açılımı çerçevesinde Karpaşa köyünü yerleşime hazırlamak için ihale sürecinin tamamlanmak üzere olduğu bilgisi verilmiştir. Anlaşıldığına göre, Maronitlerin geri dönüşünü öngören başlangıçtaki anlayış, birkaç ailenin Karpaşa’ya dönüşüne indirgenmiştir. 

 KARPAŞA

Karpaşa Maronitlere ait en küçük köydür

 Açılım kararının kapsadığı Gürpınar ve Özhan köylerine ilişkin somut adımların daha fazla gecikilmeden atılması da zorunludur. Aksi takdirde umulan sonuçlar elde edilemez ve açılım birkaç ailenin Karpaşa’ya dönüşüne indirgenmiş sembolik bir hareketten ibaret kalır.

 Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Maraş’a ilişkin olarak da bazı açıklamalar yapılmıştır. Kıbrıs sorunu ile doğrudan ilişkili böylesine bir konuda Cumhurbaşkanlığını dışlayarak yol alma çabası vahim bir hatadır. 

Her şeyden önce aradan 3 gün geçmesine rağmen Maraş konusunda yapılmak istenenin ne olduğu anlaşılabilmiş değildir. Başbakan ve Başbakan Yardımcısı’nın birbiriyle çelişen açıklamaları olmaktadır. 

 Maraş konusu hassasiyetle ele alınması gereken, ancak her koşulda Kıbrıs’ta çözüm hedefine katkı yapabilme potansiyeline haiz son derece önemli bir konudur. Daha Cumhurbaşkanlığı makamına gelmeden önce Maraş ile ilgili vizyonumu aynen şu şekilde açıklamıştım:

 MAĞUSA LİMANI VE ERCAN OLMADAN OLMAZ

“Kapsamlı çözüm uğraşılarının yanı sıra, paralel bir süreçte, her iki toplumun günlük yaşamına katkı yapacak çeşitli Güven Artırıcı Önlemlerin uygulanmasına özel önem vereceğiz. Bu kapsamda, Kapalı Maraş bölgesinin BM gözetiminde yerleşime açılması ve bu açılışa eş zamanlı olarak Kıbrıslı Türklerin, ticaret ve turizm alanında yaşadıkları darboğazların aşılması için Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı’nın kullanılabilmesinin yolları üzerinde uzlaşma aranacaktır”.

 Nitekim Rum Lider Anastasiadis ile yaptığım görüşmelerin ilk aşamasında bu uzlaşıyı sağlama yönünde öncelikle bir niyet sorgulaması yaptım. Fakat Rum liderliğinin KKTC’nin tanınacağı kaygısıyla Ercan’ın uçuşlara açılmasına kategorik karşı bir tutum içinde olduğunu saptadım. Bunun yanında Türk hükümetiyle yaptığım ilk temaslarda Maraş’ın bir GYÖ olması yerine Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüne yoğunlaşılmasını tercih ettiklerini gözlemledim. Aynı anlayışta olan Sayın Anastasiadis ile daha çok bütünlüklü çözüm yönünde yoğunlaşma konusunda hemfikir olduk. Bu yönde de ilk 2 yılda oldukça iyi ilerleme sağladığımız bir gerçektir.

13 MADDEDEN BİRİ MARAŞ

 Crans Montana sonrasında ise Maraş konusunda yapılması gerekeni az önce 13 maddeden birisi olarak açıkladığım şekilde Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı olarak kendi aramızda yaptığımız değerlendirmelerde gündeme getirdim. Bu konuyu, farklı yaklaşımlarla da olsa gündeme getiren parti liderleri de oldu. Bu değerlendirmeler sonucunda Maronit açılımına öncelik verilmesi kararlaştırılarak, Maraş konusundaki BM kararları ve hukuki boyutlarının çok dikkatli incelenmesi ihtiyacının olduğu görüşü ağırlık kazanmıştı. Varılan anlayış çerçevesinde kapsamlı bir inceleme eğer yapılmışsa ve bunun sonuçlarını içeren bir rapor hazırlanmışsa,  böylesi bir rapor Cumhurbaşkanlığına ulaştırılmış değildir. 

 Bugün gelinen noktada yukarıda da değindiğim gibi Kapalı Maraş ile ilgili olarak ya tercihen BM gözetiminde Rumlara ve ortak işletmelere açılması ve karşılığında Ercan’a doğrudan seferlerin başlatılmasını gündeme getirmek ya da bu olamıyorsa BM ile çatışmadan Kıbrıs Türk idaresi altında açmak opsiyonunu değerlendirebiliriz. Ancak her iki şıkta da BM ile uyumlu ve dolayısıyla uluslararası hukuk içinde davranmanın önemini bir kez daha vurgulamak isterim.

 KKTC CUMHURBAŞKANINI DAHİ DIŞLAYARAK

Bırakın BM’yi, KKTC Cumhurbaşkanını dahi dışlayarak Maraş’a ilişkin üstelik ne olduğunu izah edemeden bazı kararlar alındığını açıklamak, ciddiyetten uzak bir tavırdır. Kıbrıs ve dünya gerçeklerine aykırı olarak atılacak her adımın telafisi mümkün olmayan zararlara uğramamıza yol açacağı konusunda uyarı yapmayı gerekli görüyorum. 






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YUKARI