Bugun...


Basın hürriyeti palavramız…

Basın hürriyeti palavramız…
+ -

Başıma geldikçe arz ettiğim gibi arada bir işkence görmezsem kurdeşen tutar. Eziyet çekme ateşim yükselir, söndürecek bir sebep peydahlanması için farkında olmadan dua ettiğim bile olur. Üstelik öyle bir azap olmalı ki, Leyla’nın peşinden çöllere düşen Mecnun bile kıskançlıktan çatlasın.

Şükürler olsun ki, ıstırap hasretim dayanılmaz bir hâl andığında Şeytan devreye girer ve ipleri eline alır.

Dün akşam da öyle oldu.

Bu sefer televizyon kumandası suretine bürünen Şeytan, BRT’deki haberleri seyretmek için uzandığım kanepede kalmıştı. Aramızda, gözüme en az 50 kilometre görünen 5 metre vardı.

Şeytan ile “Gelip seni alayım…” “Yok yahu yorulmana değmez” pazarlığımız devam ederken, BRT’ ekranında tanıdık yüzler belirdi. İkisi de gördüklerinde muhakkak “Abi nasılsın” der, ben de mukabelede bulunurum. İyi insanlardır. Programlarının gündeminde “Basın özgürlüğünü” var.

DURUM ÖZETİ

Yaşasın, ıstırap başladı. Kanepede pis pis sırıtan Şeytan imdada yetişmişti.

***

Önce KKTC basının içinde bulunduğu açmazları-çıkmazları sıraladı dostlarım. Sonra uzun bir süre, (Kendi ifadeleriyle) 1 kişinin 4 gazete satın alıp okuduğu Japonya ile 30 kişinin 1 gazete satın aldığı bizi mukayese ettiler. ‘insanımızın neden gazete satın almadığını da’ anlatırlar diye bekledim ama bu fasıl -özenle- pas geçildi. Kendi tercihleridir.

Bu arada, KKTC’de yayımlanan 19 ‘ulusal’ gazete ile -nüfusa göre- Japonya’yı bile geride bırakmış olmamızla övündüler mi, eleştirdiler mi pek anlaşılmadı.

Ancak, bizdeki basın hürriyetiyle değil Japonya, tüm Kâinat'ın baş edmeyeceğini de anlatmalarını boş yere bekledim.

Meselâ, KKTC’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı’na manşetten “Bukalemun” diyebilmenin büyük hürriyet,  her gün Türkiye’ye sövmenin de en büyük hürriyet olduğunu da söyleseler fena olmayacaktı.

İkinciyi söylemelerine de lüzum kalmadı zaten. Bu işi, programı kapatırken “Yaşasın devrim” nidaları arasında hallediverdiler. Kendilerine basın hürriyeti bolluğu bahşeden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini aşağılamak hürriyetlerin en basiti sayıldığından, bu konuya değinmemelerini yadırgamadım.

Neden şaşırayım ki? Ellerinde  sanki bu gazi halkın eski araba aküleriyle yoktan var ettiği ‘Bayrak’ değil de sokakta buldukları bir oyuncak bulunuyor.

Keyfine-zevkine göre oyna oynayabildiğin kadar.

Basın hürriyeti’ var memlekette.

VAZİYET

Şeytan’la bu akşam aramız iyi, azap devam ediyor.

***

Kendi kendime “Bu ıstırap amma da kısa sürdü” diye hayıflanırken, imdadıma başka bir dostun programı yetişti. Konu, “Kıbrıs meselesi ve meselenin son zamanlardaki çıbanbaşı doğalgaz.”

Ama ne hikmetse(!), uzun bir süre ve 3 kişi koro halinde Türkiye’nin diktatörlükle idare edildiğini ispatlama gayretine düştüler.

“Ne alâka kel alâka” diye söylenmek yok.

Basın hürriyeti var.

***

Cumhurbaşkanı’nın -neredeyse- korumasız gezdiği bu memlekette çifte fedaiyle dolaşıp hadise çıkaranlar, ülkenin hakimini, savcısını, avukatını, özetle topyekûn adalet mekanizmasını baskı altına almak ve hakaret etmek için gazete çıkarıyor. Gazetecileri yıllardır çalıştıkları yerlerden çağırıyor, onlar da bu berbat gerçeği bile bile ve ardına bakmadan koşup gidiyor. Bunu yaparken, gittikleri yerin belli bir süre ve belli bir gaye için var olduğu umurlarında değil. Mahkeme sürecinin halen devam ettiği hiç değil. Her şeyi bilen bu meslektaşların bu gerçeklerden haberi olsa da fark etmez, olmasa da.

Basın hürriyeti var!

PARANTEZ

Amenna, var olmasına var… Lâkin, birinin çıkıp, bunun ne menem bir özgürlük olduğunu anlatmasına da ihtiyaç var.

DİYALOG

- Efendim hapishanemizde gazeteci yok….

- Bin şükür ki yok ama ölçü sadece buysa mesele de yok. Gel gör ki, yağı fazla bulan Arap’ın orasına-burasına sürdüğü durumdayız.

- Peki söyle bakalım… Allah’ın her günü ve Kıbrıs Helenleriyle aynı ağızla -bazen daha ileri giderek- Türkiye’den düşman, KKTC’den kakatc, şakatc, sahte devlet, işgâl devleti, işgâl rejimi, Sınır kapılarından işgâl kapısı olarak bahsedenlerin en önünde kimler var?

- Ülkedeki 2 büyük  ‘meslek teşkilâtının(!)’ başkanları.

- O hâlde basın hürriyetimizle övünmekte haklıyız.

- Haklısın. Vatan-millet düşmanlarının mükâfatlandırıldığı yerde her şey mubahtır.

***

Basın hürriyetimizin her gün -kendisiyle birlikte- yerden yere vurduğu Türkiye’ye gözünü dikmiş, para bekleyen bu sahipsiz devleti ‘yönetenleri(!)’ unuttuğum zannedilmesin. Kamber’siz düğün olur mu?

Hükûmetlerimizin de, aynı düşman aynı devletin altını daha çabuk oysun diye kendilerine para dağıtma hürriyeti vardır.

SON SÖZ: Ne kaa ekmek, o kaa köfte… ya da kapak tencere.                                     

Azap çekme hürriyetimi hür olarak bir daha kullandım ya, ona bakarım.






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YUKARI