Bugun...


Dr. Bülent Dizdarlı’dan yeni kitap: Başhekimlik Anılarım

Dr. Bülent Dizdarlı’dan yeni kitap: Başhekimlik Anılarım
+ -

 

Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi eski başhekimlerinden Dr. Bülent Dizdarlı, 2,5 yıllık görev süresini kitaplaştırdı.

Dizdarlı, “Başhekimlik Anılarım” adını verdiği yeni kitabının ay sonunda kitapçı raflarında olacağını sosyâl medya hesabından duyurdu.

Bülent Dizdarlı, facebook hesabından “Başhekimlik Anılarım’ın ‘giriş’ bölümünü de yayınladı.

İşte o bölüm.

AY SONUNA KADAR KİTAPÇILARDA YER ALMASINI UMDUĞUM SON KİTABIMIN "BAŞHEKİMLİK ANILARIM" GİRİŞ KISMI:

Şubat 1989 da gönüllü olarak girdiğim, 12 Aralık 1989 da kamu hizmeti komisyonunca Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanı olarak atandığım Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesinde kariyer olarak gelinebilecek en son yere, Başhekimliğe kadar ulaşmanın onuruyla bu satırları yazıyorum.
Zor bir dönemin başhekimi olarak, iki buçuk yıla yakın bir dönemde yaşananları ve özellikle bende iz bırakan olayları, çoğu zaman günü gününe not alarak bu kitabı hazırladım. Okurken ismi geçenlerin bazıları “Bu hadise öyle değildi” diyebilir. Bu normaldir. Çünkü ben her şeyi kendi bakış açımla kaleme aldım. Amacım birilerini eleştirmek, yaptığım ya da yapamadığım işlerin sorumluluğunu başkasına atmak değildir. Gerçek anlamda maksadım, bu zor dönemi bizden sonraki nesillere anlatmaktan başka bir şey değildir. Bu nedenle bazılarını kızdırıp kıracaksam şimdiden geçmiş olsun.
Yaşanan tüm zorluklara karşın “Merkez Hastane” de işlerin dönmesi, dönmesi için de Sağlığın Amiral Gemisi “ olarak anılan Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nin bir kaptanı olması gerekiyordu. Ve zaman öyle bir getirmişti ki kader, gemiyi fırtına içinde sığ limana taşıyacak kaptan olarak beni seçmişti.
Aslında günün birinde başhekim olmayı kendime hedef olarak hiçbir zaman seçmemiştim. Meslek hayatımın sonunda ulaşacağım en uç noktanın her zaman için Kulak Burun Boğaz Kliniği şefliği olacağını planlamıştım. Nitekim de yıllarca bu görevi büyük bir sorumlulukla yerine getirmiş arkadaşım, meslektaşım, Dr. Erol Şeherlioğlu’nun emekli olmasıyla da hedefime 2015 Haziran sonunda varmıştım.
Bu sırada, klinik şefliği görevine gelmezden bir yıl kadar önce hastane başhekim yardımcılığını da, dönemin bakanı Dr.Ahmet Gulle’nin ataması ile yapmaktaydım. Başta da dediğim gibi hastane idaresinde görev almak gibi bir hevesim yoktu. Ancak hem dönemin bakanı, hem de o zaman başhekim olan Dr. Ramadan Kamiloğlu ile Başhekim Yardımcısı olan Dr. Ersan Berksel’in ısrarları karşısında biraz da zorunluluktan bu görevi kabul etmiştim. Açıkçası başhekim yardımcılığı beni çok yormuyordu. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları servisi şefliği yanı sıra, başhekimimizin bana verdiği görevleri yerine getirmekte zorlanmıyordum.
Ben, Başhekim yardımcısı olduktan kısa bir süre sonra Başhekim Dr. Ramadan Kamiloğlu da emekli olmuş yerine Dr. Ersan Berksel atanmıştı. Onun bir yıl süren görevi sırasında da başhekim yardımcılığı görevini sürdürdüm ve Ersan Bey’in emekli olması ile başhekimlik görevine getirildim. Netice olarak Ekim 2016 tarihinden Şubat 2019 tarihine kadar sürecek başhekimlik serüvenim başlamış oldu.
Ne var ki bu görevi devralmazdan birkaç hafta önce Ersan Bey’le aramda geçen bir hadise, görevi istediğim gibi, devralmama engel oldu. İzninizle, yıllarca süren dostluğumuza da nerdeyse zarar verecek bu tatsız hadiseyi sizlere anlatmak istiyorum:
Eylül 2016 da Başhekim Dr. Ersan Bey’in izinli olduğu bir Cuma günü Laboratuvar personelinin isyan halinde olduğunu ve hafta sonu çalışmayı bırakma yönünde bir hazırlıkları bulunduğunu öğrendim. Böyle bir krizin yaşanması kabul edilir değildi. Hafta sonu tahlillerin yapılmaması, maddi külfet yaratacağı gibi, hastaların mağduriyetine de sebep olabilirdi. Hemen laboratuvar çalışanlarını toplantıya çağırdım. Tamamına yakını bu davetime icabet etti. Önce onları dinledim. Gerçekten iş yükleri çok fazla, sayıları azdı. Bu sebepten yıllık izinlerini dahi kullanamıyorlardı. Uzun uzun ne yapabileceğimizi tartıştık. Cuma öğleden sonra saat ikide başlayan toplantı saat beşe kadar sürdü. Yeni labarantlar alınması için bakanlığa yazı yazılması ve bu yönde talepte bulunulması konusunda mutabakat sağladık. Bir başka mutabakatımız ise laboratuvara bir işçi görevlendirilip, en azından taşıma işlerinden orada çalışanları soyutlamak olmuştu.
Bu kararlar üzerine bende hemen İşçi başı Kemal Oktar’ı çağırarak bu kararı ilettim ve gereğini yapmasını söyledim. İşçi başı da bu talimat doğrultusunda hareket ederek bir işçiyi oraya görevlendirdi. Bu sayede en azından sorun ötelenerek hafta sonu hastanenin laboratuvarsız kalması önlenmiş oldu.
Ne var ki pazartesi hiç ummadığım olaylar gelişmeye başladı. Meğer toplantıya katılmayan ve konuşulanları, alınan kararları tam anlamayan bir laborant, üye olduğu sendikasını (KTAMS) aramış ve onlara “Ehil olmayan birini laboratuvara tahlilci olarak görevlendiriyorlar” ihbarını yapmıştı. Sendika yetkilileri de bu ihbarı dikkate alarak Bakan Faiz Sucuoğlu’nu arayıp protesto etmişti. Bunun üzerine Sayın Bakan da, başhekim Ersan Bey’i pazartesi sabah sabah arayıp durumu sorunca kıyamet kopmuştu. Ersan Bey, İşçi başını yanına çağırıp kendinden habersiz yaptığı bu atama için azarlamış, işçi başının ona talimatı benden aldığını söylemesine rağmen ses tonlarının karşılıklı yükselmesi üzerine de ikisi arasında istenmeyen bir diyalog gelişmiş gerginlik olmuştu. Ne yazık ki bu olurken ben üçüncü kattaki Kulak Burun Boğaz kliniğinde olduğumdan olaya hemen müdahale edemedim. Olayı öğrenip başhekimin yanına gittiğimde ise maalesef onu çok sinirli buldum. Bana yaptığım iş yüzünden bakandan azar işittiğini emekliliğine 15 gün kala bunu ona yaşattığım için üzgün olduğunu söyledi. Ersan benim 20 yıldan fazla gerçek anlamda dostumdu. Ona olayın ne olduğunu anlatmak istedim ama maalesef dinlemedi. Üstelik Kemal Oktar’ı görevden aldığını da söyledi. Bende “Bari bunu yapma adam benim emrimi yerine getirdi. Dediğin gibi 15 gün sonra gideceksin bari beni ezme” dedim. Cevap olarak “ Esas siz beni ezdiniz” dedi. Çok sinirliydi ve daha fazla konuşmanın anlamsızlığını bana fark ettirmişti. Bunun üzerine odadan çıktım. Önce Sayın Bakan’ı arayıp, tüm sorumluluğun bende olduğunu söyledim. Olayı anlatıp “Birine kızacaksanız bana kızmanız gerekir, birini de görevden alacaksanız o ben olmalıyım.” dedim. Bakan Dr. Faiz Sucuoğlu da bana ”Ben kimseye kızmadım ki, sadece sendikanın başvurusu üzerine olayın ne olduğunu çözmeye çalıştım. Mademki olay senin dediğin gibidir, aksine size teşekkür etmemiz gerekir” dedi. Bu konuşmadan sonra KTAMS başkanı Ahmet Bey’i aradım ona da durumu anlattım. O da çok üzgün olduğunu, hatalı bir ihbar üzerine bakana bir soru sorduklarını, yaşananları ve benim haklılığım diğer üyelerinden öğrendiklerini ifade etti. Ancak bir kez testi kırılmıştı artık. Bakan Bey, işçi başının görevden alınmasını kabul etmediği gibi başhekime bunu yazılı olarak bildirdi. Ersan Berksel dostum da bunu gururuna yediremedi ve kalan iznini doldurarak, bir hafta önceden emekliye ayrıldı. Ayrılırken de masasına bir not bıraktı: “Sayın başhekim görevinizde başarılar dilerim” diyordu. Yıllarca hastanemize çeşitli kademelerde hizmeti geçmiş bir hekimin bu şekilde ayrılması beni çok üzdü. Hâlbuki ben ve idarede ki diğer arkadaşlarım onu hakkı olan bir törenle uğurlamayı planlamıştık.
Ne yazık ki bu olay göreve beklenen den bir hafta önce hiç de mutlu olmadan başlamama vesile olmuştu.
Başhekimlik süremce çok sıkıntılı dönemlerim oldu. Doğrusu göreve başlamadan önce bu işin bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. Gerçi biraz benim şansızlığım da etkendi. Zira hastane kuruldu kurulalı en zor döneminde başhekim olmuştum. Hastane binası artan nüfusa göre yetersiz kalmıştı. Alt yapı çok bozuktu. Ve en kötüsü personel ciddi bir tükenmişlik sendromu yaşıyordu.
Bazı servislerde yönetim krizleri yaşıyordu. Hekimlerle hekimler veya hekimlerle hemşireler arasında ciddi sorunlar vardı.
İşte bu şartlar altında başhekimliğe başlamıştım.
Başhekimlik makamına oturur oturmaz, buranın daha önceden yöneticilik yaptığım yerlerden farklı bir yer olduğunu hissetmiştim. Binden fazla insan benim sorumluluğunda çalışıyor ve günde yaklaşık üç bin beş yüz –dört bin kişi binaya girip çıkıyordu. Bazı prensipleri baştan koymazsam ve onlara sadık kalmazsam bu işi yürütemeyeceğimi hemen anladım. Öncelikle hemşirelik işlerinin başhemşireden, memurluk işlerin ise idare amirinden geçmeden bana gelmesini kabul etmeyeceğimi deklere ettim. Her şeyi anında başhekime aktarmaya alışan personelin yeni sisteme alışması birkaç ayı bulmuşsa da sonunda bu kuralı herkesim benimsedi. Bu yönetim prensibi bana baştan koyduğum dört hedefe ulaşmak için büyük yarar sağladı. Dört hedefimin ne olduğunu sorarsanız, bunlar:1- hastaneyi tam randevu sistemine geçirmek 2- Hastaneyi yönetim kurulu kararları ile demokratik bir ortamda yönetme alışkanlığını yerleştirmek 3- Acil Serviste Triaj sistemi kurmak 4- Bahçe ve Araç park alanlarının yeniden düzenlenmesi.
Peki ama bu hedeflere ulaştım mı? İşte bunu anlamanız için kitabı baştan sona okumanız gerekecek.

KİTABIN ADI NASIL KONDU?
Başhekimlik yaptığım iki yılı aşkın dönem de yaşanan ve bana ilginç gelen olayları yazdığım bu kitabın ismini birçok düşündüm Bir ara “Değnekli Boşhekim” koymayı dahi düşündüm. Şimdi bu ismi neden koymak istediğimi ve sonra neden vazgeçtiğimi merak ettiğinizi biliyorum. Bu merakınızı daha kitabın başında gidermek gerektiğini düşünüyorum.
Bir kere bu bir anı kitabıdır. İsmini de dönem anılarımda yaşadığım olaylara bağlı olarak almış olması doğaldı. Nitekim yaşanan olaylardan iki tanesi kitabımın ismini “değnekli boşhekim” koymama neden oluyordu.
Birinci olay Kasım 2016 da geçer. Bu dönemde gece gündüz aktif olarak çalışıyor özellikle mesaiye uyulması ve hasta dosyalarının eksiksiz doldurulmasını sağlamak için gayret gösteriyor arkadaşlarıma telkinde bulunuyordum. Aynı zamanda facebook’ta açtığım hastane hekimlerine özel “başhekimlik” grup sayfasından yaptığım denetimlerin sonuçlarını yazarak arkadaşları uyarıyordum. Bu çabalarımdan geriye olumlu dönüşler yanında eleştiriler de alıyordum. Olumlu olan eleştirileri göz ardı etmemeye gayret ediyordum. Netice de ben onlardan yapılması gerekeni istiyordum. Çoğu hekim arkadaşım da destek veriyordu. İşte tam da bu günlerde Hekimler Sendikası Tıp-İş ‘in sayfasına düşen bir ileti ilk başta beni çok sinirlendirmişti.
Aslında Mağusa Hastanesi hekimi olan Dr. Mustafa Kalfaoğlu bir takım eksiklikler olduğunu bu eksiklikleri gidermesi gerekirken Lefkoşa’nın Boşhekimi’nin mesai saatlerini ve boş dosya kovaladığını yazmıştı. Bu iletide Başhekim yerine saygısızca ve aşağılayıcı bir şekilde “boşhekim” yazılmıştı. İlk önce çok kızdım. Hatta ilgili hekimi bakanlığa dahi şikayet etmeyi düşündüm. Ama sonra bunu komik bulmuş ve asla bir boşhekim olmama yönünde kendi kendime söz vermiştim.
Bu sözümü geçerli kılmak ve otoriteye saygıyı kılmak için de öncelikle ileti sahibine haddini bildirmem gerekiyordu. Hemen Dr. Mustafa Kalfaoğlunu arayıp ona sitemlerimi ilettim. Onu kınadım. Sonrasında o İletisini kaldırdı ama onun “BOŞHEKİM” sözü benim her daim kulaklarımda kaldı.
İkinci olay ise Aralık 2017 de yaşandı. Başhekimlikte otoritemi sağlamlaştırmak için kendimce yoğun çalışıyordum. Her ne kadar sık sık yönetim kurulu toplantısı yapsak ve burada alınan kararlar doğrultusunda hareket etsem de zaman zaman aldığım istisnai zorlayıcı kararlar bazı arkadaşlarımızın hoşuna gitmiyordu. İşte tam bu sırada bir gün odama gelen Ortopedist dostum Dr. Tayfun Beyatlı “Abi sen bu hastaneyi Abdülhamit gibi yönetiyorsun. Bu nedenle sana onun ki gibi bir asa bulmamız lazım” dedi ve hemen ertesi gün ertesi gün de söz ettiği sopayı getirdi. Üstünde yılan figürü olan bu değneği ne yalan söyleyeyim çok sevdim. Gün boyu hastanede gezerken yanımda taşıdım. Bu sırada beni değnekle görenler, ya sakatlandım sanıp “geçmiş olsun” diyor ya da “bu ne?” diye soruyorlardı. Bende onlara elimdeki değneği havaya kaldırıp “bu bir wifi antenidir, bunu havaya kaldırdım mı bilgiler elime ulaşır” diyordum. Bazısı gülüp geçiyordu ama inanın bu şakayı ciddiye alanların sayısı da az değildi.
Başlangıçta yadırgansa da insanlar, benim yılan figürlü sopayla dolaşmama kısa zamanda alıştı. O kadar ki hastane içinde dolanırken insanların beni uzaktan görüp “bakın değnekli başhekim geliyor” diye fısıldaşmalarını çok sık duyuyordum.
Değneği bir baston edası ile kullanıyordum, bazılarının söylediğinin aksine bir silah gibi kimseyi tehdit için kullanmadım, öyle bir niyetim de hiç olmadı.
Bu iki olay neticesinde kitabımın adını bu şekilde koymayı planlarken ve bir gün ziyaretime gelen eski başhekimlerden Dr.Rifat Siber’le elinizde tuttuğunuz kitap hakkında konuşurken aramızda fikrimi değiştiren bir diyalog gelişti. Dr.Rıfat Bey anılarımı yazmamın çok yerinde bir karar olduğunu ama “Başhekimlik” makamının hiçbir şekilde küçük görülmemesi gerektiği konusunda bana çok haklı bir telkinde bulundu.
İşte böyle… Neticede her yazarın yazdığı kitaba isim koyma hakkı vardır. Bende yaşananlardan etkileşimlerden dolayı kitabıma “BAŞHEKİMLİK ANILARIM” ismini yakıştırdım. Şimdi iki buçuk seneyi bulan bu zor dönemin öyküsünü okumaya ne dersiniz?






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YUKARI