Bugun...
Akşener MHP’yi ele geçirmek için hazırlanmış projedir bu ikinci denemedir ilki Genç Parti’ydi!


Abdullah Azizoğlu
 
 

Önce Uzan’ların Genç Parti’siyle denediler MHP’yi fethetmeyi. Çünkü tek sağlam kale MHP idi. Allem-gallem ve her türlü manipülasyonun yanı sıra çuvallar dolusu para harcadılar. AKP’nin defalarca reddettiği İbrahim Tatlıses’i bile aday yaptılar. Hedeflerinde seçim kazanmak ya da iktidar olmak yoktu. Türk Milleti’nin bu uyduruk partiye itibar etmeyeceğini biliyorlardı. Varmak istedikleri menzil o kadar açıktı ki, görmemek için kör olmak lâzımdı. O günlerde MHP dışındaki partiler sağcısı-solcusuyla bu durumu mayışarak seyrediyor, gidişattan kendilerine çıkar sağlamanın çaresini düşünüyordu. Türkiye, demokrasi, ufuktaki tehlike kimsenin umurunda değildi. İktidar hırsı o kadar karatmıştı gözlerini ki, kendi mitinglerinde Genç Parti’ye oy istemedikleri kalmıştı.

Ama bir ‘lider’ durumun farkındaydı. Devlet Bahçeli, baraj tehlikesini göre göre, Türkiye’nin selameti için erken seçim istedi ve bu talebi, iktidar partisinde bir nimet, seçimden kaçamayacak olan CHP’de ise tek yol olarak kabul edildi. Seçim sonunda MHP barajın altında kalmış ama Genç Parti belası da bertaraf edilmişti. Uzan da, partisi de hem silindi, hem de ‘lideri’ Türkiye’yi terk etmekte buldu çareyi. Şimdi Fransa’da da milyarder hayatı devam ediyor.

Bu seçim, Türk Milleti adına sadece baraj altındaki MHP’ye derin bir nefes aldırmıştı ama karanlık mahfiller için maksadın ilk etabı hâsıl olmuştu. MHP Meclis dışındaydı artık. Çünkü bugün Meral Akşener’e koşanlar, o gün de Cem Uzan’a sarılmıştı ama bizim için mahsuru yoktu. Barajın altında ve Meclis dışında kaldık ama lider toparlayacak, ilk seçimde Meclis’e 80 vekille girecektik.

Bugün de durum farklı değil. Genç Parti’nin yerini İyi Parti, Cem Uzan’ın yerini Meral Akşener almıştır. Bugün Akşener’in peşinden koşanlardan hepsinin o gün de Uzan’ın peşinden koştuğunu söylemiyorum. Sadece, şimdikilerin arasında sağlam ve taş gibi ülkücülerin bulunmasına şaşırıyorum, ağırıma gidiyor. Ne var ki, imama -haksız yere- kızdıkları için din değiştirmenin berbat bir şey olduğunu göreceklerinden de eminim, emin olmak zorundayım. Çünkü İP’in arkasında, ipi emperyalizmin elinde olanlar vardır. Bunu da er-geç görecektir ülküdaşlarım. Şu andaki sebep olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı gösteriyorlar ama sıtmayı bahane ederek ölüme razı olmak yakışmıyor. Bu konuyu birazdan anlatacağım ama aslolanı dağıtmamakta fayda var.

Erdoğan’ın milliyetçiliği -gücü yetermiş gibi- ayaklarının alma gayretini unutmadım.

Topyekûn Türk Milleti’ni, Türkiye’deki 50-60 bin kişilik topluluklarla bir tuttuğunu unutmadım.

Bu eşitliğin sadece vatandaşlık haklarında olduğunu söylemediğini unutmadım.

50-60 bin kişilerin canı istediğinde gidebilecekleri yerler olduğunu ama Türk Milleti’nin böyle bir şansı olmadığını Erdoğan’ bildiği hâlde söylemediğini unutmadım.

Bu aymazlık için özür dilemediğini unutmadım.

TRT dizilerinde Türk Milleti’ne sarılmasını bize bir teselli diye sunulduğunu unutmadım.

Ama bu unutmadıklarım, 81 milyonu kaynaştırmanın bir yolu olduğunu unutturamaz bana.

Meral Akşener’i de daha MHP’deyken piyasaya sürdükleri gerçeğini hiç unutturmaz. Balon giderek şişiyordu. AKP ile CHP “MHP dağılıyor” diye sevinirken, emperyalizmin uşağı fetto da bayram ediyordu ama hevesleri kursaklarında kalacaktı. Çünkü lider Devlet Bahçeli durumun farkındaydı. Önce “Meral Akşener balonunu biraz daha şişirirlerse silerim” dedi, şişirmeye devam ettiler ve silip attı.

Karşı taraf buna da hazırdı, anında partisini kurdurdular.

“Kurdurdular” diyorum, çünkü başka türlüsü mümkün değil. Türkiye genelinde 6 ayda binalar kiralamanın, teşkilatlanmanın başka yolu yoktur. Buna ne zaman yeterdi, ne para, ne MHP düşmanlığı. 2. Genç Parti piyasadaydı artık. Birinin arkasında emperyalizmin parası, diğerinde devletten-milletten götürdüğü vardı.

Tehlikeyi gören Devlet Bahçeli, AK Parti’nin içinden geçirdiği ama dile getiremediği erken seçimi attı ortaya ve yukarıda da belirttiğim gibi istediğini aldı. Kolay da oldu. Çünkü hem Türkiye’ye nefes aldıran Fırat Kalkanı, hem de Afrin Harekâtı’nın heyecanını yaşıyorduk. Ak Parti bu teklife balıklama atladı ve bugün sandık başındayız. Kılıçtaroğlu için yolun sonuydu ama ‘evet’ demekten başka çaresi yoktu.

***

Peki bu İP’in aklında sadece MHP oylarını almak varsa ve tamamını alırsa ne olacaktı, en fazla yüzde 20 değil miydi? Neydi bunu bile bile ortaya çıkması, neden daha önce “Başbakan olacağım” diye tutturan Akşener CHP’nin ortak aday teklifini reddederek Cumhurbaşkanı adayı olacağım diye direnmişti, kısaca ona da bakalım.

Direndi çünkü 4 benzemezli ‘millet’ ittifakı tek aday çıkarırsa, CHP’nin başındaki de aday olur ve kazanma şansı da olabilirdi. Bu yüzden inat etti. Erdoğan Cumhurbaşkanı olmalıydı ki Türk Milleti için kurulmuş olan Cehennem tuzağı devam edebilsin. Erdoğan kalırsa 15 Temmuz yolunun açık kalacağını zannediyordu ve Kemal Kılıçtaroğlu da buna zaten meyyâldi. Allah şaşırttı ve ikisi de (Erdoğan’a değil) Türkiye’nin selameti için çalıştılar. Aksi olsa, CHP’nin başı Muharrem İnce kazanamasın diye bu kadar emek sarf etmez, Fettonun iadesi konusunda kendi adayını yalancı çıkarmak zilletine katlanmazdı. Kaldı ki, bu konuda yanıltıldığı âşikâr olan Muharrem İnce’nin CHP’den fazla oy aldığını bu akşam görecek ve sözüm ona Genel Başkan’ın milletvekilliği ile yetineceğin şahit olacağız. Bu bir kehanet değil, malûmun ilanıdır. Tıpkı CHP’nin başında kalamayacağını, Kemal beyin buna hakkı olmadığını, bu hakkın İnce’de olduğunu önceden görmek gibi.

“Peki Erdğan seçileceğine göre fetto kaldığı yerden devam eder mi?” diye soracak olursanız, “Bunu çok ister” derim. Onu da birazdan anlatacağım.

***

Şimdi olmayan ZAMAN Gazetesi’ne sarılmıştır Akşener. Çoğu günler tüm İstanbul gazetelerinin toplamından fazla tirajı olan ZAMAN’ı satın alanların sayısı milyonla ifade ediliyordu. Tek sayfasına bakmadan abone olanlar bir yandan fettonun kasasına para akıtıyor, bir yandan da taraflarını belli ediyordu. Okumuşu cahiliyle beyinleri yıkanmıştı.

Bugün ise, ihaneti görüp aklı başına gelenlerin sayısı az değil ama hâlâ varlar ve umudu bunlardır. Akşener’in güvendiği başka mahfil yok, bu cenahtan gelecek oylar, siyasi itibarının artıracağını(!) düşündüğünden, 15 Temmuz’u da, Türkiye’nin geleceğini umursamaz. Daha 3 gün önceki mitinginde “Beni milliyetçi biliyorlar ya…” demesi boşuna değildi.

Gelin görün ki; Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP, bu tür ayak oyunlarına tenezzül etmemiş, alacağı oy sayısına bakmadan fıtratının gereğini yerine getirmiş, Türk Milleti’ne ve devletine sahip çıkmıştır. Bugüne gelinceye kadar yaşadıklarımızı, erken seçim yolunun nasıl açıldığını aklıselime düşünen, bu gerçeği en azından kendi kendine itiraf edecektir.

Cehennem tuzağının farkında olmak, bu vicdan muhasebesi için yeter de artar bile.

Şimdi ona bakalım.

15 Temmuz 2016 gecesi sabah olmdı

2016’nın 15 Temmuz gecesi yaşadığımız asla bir darbe veya darbe girişimi değildi. Geçmişte her 10 yılda bir başımıza gelenlerle alâkası yoktu.

10 yıllıklar, “Gidişat iyi değil memleketi kurtarıyoruz(!)” mantığı ile başlar, “Devlet, onu kurmuş olan askerlerindir” mantığı ile devam ederdi. Devleti ve devletin sahibi milleti, seçtiklerimiz değil, atayıp maaş ödediklerimiz askerler yönetirdi. Biz de bir süre darbecileri baş tacı eder, sürenin sonunda baş tacı ettiklerimize koro halinde sövmeye başlardık ama bu hiçbirine benzemiyordu.  

***

15 Temmuz 2016 gecesi, fettoyu kullanma kıvamına getiren Avrupa ve ABD’nin hazırladığı lânetli bir oyunundan başka bir şey değildi. Oyunun sonunda, Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi Türkiye’ye de ‘demokrasi’ getirmek(!) vardı. Oyunun adı Türkiye ve Tük milleti için Cehennem tuzağı idi ve bu tuzak öyle mükemmel hazırlanmış ve uygulamaya konulmuştu ki, müttefiklerimizin(!) işgâl kuvvetleri bile hazırdı. Kurup besledikleri DAEŞ ile savaşmaya 65 ülke boşuna gelmemişti burnumuzun dibine kadar. Bu65 güçlü ülkenin bir örgütle yıllardır baş edememesini aklınız alıyor mu? DAEŞ’in ele geçirdiği Türkiye sınırındaki yerleri PKK-YPG’ye terk ettiğini unutabilir miyiz?

***

Daha da açalım isterseniz…

15 Temmuz gecesiyle önce asker birbirine düşürülecek, buna polis eklenecekti. Ordumuz, Suriye’deki “Rejim askerleri, Esed güçleri” ile “Muhalifler-ılımlı muhalifler ve bir sürü ıvır-zıvır örgütle” kamplara ayrılarak birbirini kırmaya başlayacaktı. Planın bu kısmını, 15 Temmuz gecesi kısmen yaşadık zaten. Fetto’nun ipini ellerinde tutanların maşası sözüm ona askerler, Özel Kuvvetler’e saldırmış, şehit astsubay Halis Demir’in tetiği çekmesiyle tuzağın önüne set çekilmeye başlamış ama asker içinde çatışma da başlamıştı. Hedefleri, bu durumu tüm orduya yaymaktı. Halkın da birbirine düşmesi sonradan gelecekti. Suriye ve diğerleri gibi Türkiye de harabeye döndürülecekti. Bunun provası da, ‘hendekler, hazırlayanlara mezar edilirken’ yapılmıştı.

Projenin sonunda kan gövdeyi götürecek, Fethullah Gülen’i Türkiye’nin Humeyni’si olarak ‘kurtarıcı’ diye getirip demokrasiyi(!) iyice yerleştireceklerdi. Ondan sonra Türkiye’nin topraklarını da içine alan Kürt devletinin kurulması ve Sevr’in fiilen uygulamaya konulması emperyalizm için çocuk oyuncağıydı.

Kıbrıs’ta bir Rum politikacı “40 bin Türk askerini esir alabilirdik” dediğinde, çoğumuz o kara gece için söylediğini zannetti ama değil. Adamın söylediği ve Rum gazetelerinin de birinci sayfalarından duyurduğu sözlerin başına, “Türkiye’ye kurulan Cehennem tuzağı işleseydi” ibaresini eklemek gerekiyor. “Türkiye’ye kurulan Cehennem tuzağı işleseydi 40 bin Türk askerini esir alabilirdik!”

***

Ve bu tuzağı Recep Tayyip Erdoğan’dan başka bozacak kimse yoktu Türkiye’de. Arada yalpaladığı, bazı söyledikleriyle sinirlerimi gerdiği olsa da, hakkını teslim etmekten gocunacak değilim. Hiç kimsenin de korkması-gocunması için bir sebep yoktur. Partisine hiçbir zaman oy vermediğim Erdoğan için “Tek adam olacak, padişah olacak, şeriat getirecek” iddiaları da saçma-sapan bir dedikodudan öteye gidemez. Çünkü başta MHP olmak üzere AK Partilisi, CHP’lisi MHP’lisi ile Türk Milleti dünyayı dar eder adama.

***

İsterseniz şimdi de filmi geriye sarıp o meşum geceye gidelim ve aynı sahneler canlansın hafızalarımızda:

Halktan meydanlara çıkmasını isteyen başkası olsa kaç kişi çıkardı sokağa? Durumun ciddiyetini anlamak ve anladığını millete anlatabilmek büyük önem taşıyordu Erdoğan da bunu başardı. Bu Cehennem tuzağına başka türlü karşı koyamazdık. Çünkü Türk Milleti lideri tanır ve ardından gider. Tarihin her safhasında böyle olmuştur. AK Partili, CHP’li, MHP’lisiyleYenikapı Mitingi’ne genel başkanlarıyla koştuğumuz tarihi bir gerçek değil midir? Parti ayrımı gözetmeden, genel başkanlarımızla gitmedik mi Yenikapı’ya?

Zaman, atını-itini nallayarak Erdoğan’ın peşine düşen emperyalizmin niyetini iyi okuma zamanıdır. Cennetmekân Atatürk’ün “Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır” inancıyla hareket etmek zorundayız. Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP de bunu yapıyor.

***

Yani demem o ki; emperyalizmin bu oyununu iyi karşılayıp tuzağını boşa çıkardık ama her taraf güllük gülistanlık değil. Türk Milleti, hainlerin dışındaki büyük ordusuyla el ele verip bu kahpe oyunun ilk perdesini kapattı amayaplıcak daha çok iş var. Nehrin ortasında at değiştirmek, Türkiye’ye zarar vermekten başka mânâ taşımayacak ve bu zarar, tahminimizden büyük olacaktır.

Bu tuzağı kuranlar, kendi askerine teslim olmayan Türk Milleti’nin, emperyalizme hiç boyun eğmeyeceğini -bir daha- öğrendi.

Ama rahat durmayacaklar. 15 Temmuz 2016 gecesi henüz sabah olmamıştır.

SON SÖZ: Bu gerçekler ışığında düşünmeyi başarabilecek ülküdaşlarım için yazdım. Ülkücünün eskisi-yenisi yoktur ve hiç olmadı. “Partimiz MHP’dir ama İP’e oy vereceğiz” diyenlerin, sandığa giderken  vicdan muhasebesi yapacakları umuduyla.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI