Bugun...
Girne’nin ‘İkinci Bahar’ı var


Abdullah Azizoğlu
 
 

 

Girne Belediyesi’nin diğer sosyâl faaliyetleri arasında bir de “2. Bahar kulübü” var. Halk arasındaki adı “Yaşlılar Kulübü.” İkinci daha yakışıyor galiba.

Belediye’nin internet sitesinde “İkinci Bahardan” söz ederken bakın ne diyor…

“1000’e yakın (Son rakam bin 800 imiş) üyesi bulunan İkinci Bahar Projesi 6 çalışanıyla Girne Belediyesi sınırları içerisinde bulunan 65 yaş üzeri vatandaşlara hizmet veriyor.

Tansiyon, şeker, kolesterol ölçümü gibi evde bakım hizmeti verilen İkinci Bahar Projesi’nde maddi durumu iyi olmayanlar, sosyal yarım maaşı alanlara ve yatalaklara medikal ve çeşitli yardımlar yapılıyor.

İğnesi olan ve hastaneye gidemeyecek durumda olanlara iğne yapımı, hastaneye gidemeyecek olanlara ulaşım hizmeti veya ilaçlarını alma hizmeti veriliyor. İkinci Bahar Üyeleri için geziler ve çeşitli etkinlikler düzenleniyor.”

HADİ GİDELİM

İşte bu 2. Bahar, her yıl olduğu gibi bu yıl da “Yaşlılar gezisi” düzenlemiş. “Gelir misin?” diyorlar.

Gelmem mi, nüfus kâğıdına göre yaşlılar sınıfındayız artık.

22 Mayıs Çarşamba, sabah saat 8,5, yer Belediye’nin Baldöken Otoparkı’ndayım. Belediye görevlileri ile 150 kişiyiz. Hedef memleketin batı ucu, Yeşilırmak. Bugün ve yarın da aynı sayıda misafiri var 2. Bahar’ın. Yaşlarımız 65-93 arasında. 93 yaşında 1 nenemiz var. Kafilenin tamamı ya dede ya nene ama 150’nin 120’siyle neneler çoğunlukta.

PARANTEZ

Babaanne de, anneanne de güzel hitaplar olabilir ama favorim nene ve dededir. Neneyi tercih ederim ama nine de olabilir ve bunlar, büyüklerimize bin yıllar öncesinden gelen yakıştırmalarımız. Hele de bu gariplik furyasında vazgeçmemek lâzım.

Çünkü bazı insanlar, oğlum, kızım yavrum demeyi çoktan unuttu. Babaların, annelerin, dedeler-neneler ve cümle akraba-i taallûkatın çocuklarına, torunlarına, yeğenlerine “Aşkım” diye hitap etmesine bir isim koyamıyorum. Bu abuk-sabuk, saçma-sapan seslenişi duyduğumda, kasabın elindeki bıçağı görmüş keçi gibi huysuzlanırım. Bu güzel mefhumu bu kadar berbat şekilde kullananlar, sevgilerini daha muhkem ifade ettiklerini, çocukların da bu acayiplikten hoşlandığını mı sanıyorlar acaba?

Ya annenin oğluna “Annem,” Babanın kızına “Babam,” (Diğerlerini siz sıralayın lütfen) demesine ne buyurulur? Hepsi neyse de, ana tarafından nenenin torununa “Anneannem” diye seslenmesi hep komiğime gitmiştir.

GİDEMİYORUZ

Doluştuğumuz otobüslerdeki neşeyi görmeyenler tarif bile edemez. 65 üzeri bu kadınlı erkekli delikanlıların keyiften uçmak üzere olduğunu görünce şaşırmadım dersem inanmayın. Benim otobüsün sahibi de şoförü de çocukluğunu bildiğim Kemâl. 3 araçtan ikisi onun. Rahmetli babası Alper de aynı işi yapardı.

Her şey hazır ama bir türlü hareket edemiyoruz. Sebebini sorduğum görevliler, “Başkanı bekliyoruz. Misafirlerine seslenecek” diyor ve şaşırıyorum. Kendi kendime “Bu kadar insanı otobüslerde bekletmek olur mu, seslenmeyiversin” diye söylenirken Belediye Başkanı Nidai Güngördü geliyor. Otobüslere sırayla biniyor, epey uzun boyula şoför koltuğunun yanında dikiliyor ve sadece “Hoş geldiniz, iyi yolculuklar, iyi eğlenceler” diyor.

Hepsi bu kadar.

BİLMEDİĞİN ŞEYLER VAR-1

Bu sever de aklımdan “Bu da iş mi, dedeleri-neneleri boşuna bekletti” bilgiçliği geçerken, “Dur da bir fotoğrafını çekeyim bari” diyorum. Gezide görevli sağlık personelini de yanına alıp otobüslerin yanında gülümsüyor.

 

Araçlar hareket ettiğinde, işittiğim konuşmalar, biraz önce aklımdan geçenleri silip süpürecekti. “Yolcular”  sözleşmiş gibi başkana hayırdualar ediyor, “Bravo adama, işi gücü arasında bizi uğurlamaya geldi” diyorlar.

Şimdi içimden, “Hiçten mutluluklar dedikleri bu olmalı, yarım elma gönül alma” diyordum. Aldığım dersi, misafirlerini iyi tanıtan Güngördü hediye etmişti.

Peşin hüküm gerçekten iyi değilmiş ama bu kadarla kalmayacaktı.

HER TELDEN

Girne’den yola çıktık, Lefkoşa yolundan, Gönyeli üzerinden, Gemikonağı’na kadar bölümü tamamlanan bölünmüş yoldan, eskiden içinden geçtiğimiz köylere uğramadan Yeşilırmak’a gidiyoruz.

Gönyeli’den geçerken, şarkı söyleyecek birileri aranmaya başlanıyor ve tam arkamdaki koltukların cam kenarındaki hanımefendi “Ben söylerim” diyor. Şoförün yanındaki, 2 metre kadar kablosu bulunan mikrofon ona uzatılıyor.

“Ankara’nın büklüm büklüm yolları” ile başlıyor ‘konser.’

“Neden saçların ağarmış, çile bülbülüm çile, Mağusa Limanı, Dillirga (Yeşilırmak, Erenköy bölgesinin adı) Türküsü, Türkçe pop, Rumca şarkılar derken coşuyor otobüs. Her şarkıda alkışlıyoruz. Ses güzel, makam tamam, bu kadar büyük repertuvarın yeni yetme şarkıcılarda olduğunu düşünmek bile zor.

VE YEŞİLIRMAK

Güzelyurt’un kenarı, Yeşilyurt, Lefke’nin deniz kıyısı Gemikonağı, Yedidalga, Bademliköy derken, Ankara’nınkinden daha kıvrım kıvrım yol bitti. 80’li yıllarda ‘fahri hemşehrisi’ ilan edildiğim Yeşilırmak’tayız.

PARANTEZ

O dönemde DE bir ara “Rumlar çözüme razı oldu(!) da Kıbrıs meselesi hallediliyor(!)” rüzgârı esmeye başlamıştı. Yeşilırmak tüm bölge ile Rum tarafında kalıyordu. Durumu Cennetmekân Rauf Denktaş’a sormuştum. Cevabı hâlâ kulaklarımdadır; “Çözüm olsa, Yeşilırmak o tarafta kalsa bile, Rum sınırları içinde Türk kantonu olacak. Hem Rumların çözüme yanaşacağını kim söyledi?”

Oysa, 1974 Barış Harekâtı’nda ordumuz Lefke’ye kadar gelip orada durmuştu. Bunu duyan Yeşilırmaklılar komutana giderek; “400 yıldan beri köyümüze Rum sokmadık. Şimdi de giremediler. İmkânsızlıklar içinde savaşarak sizi beklerdik” diyorlar. Askeri adeta ‘kolundan tutarak’ köye götürüyorlar ve Yeşilırmak böylece Türk sınırları içinde kalıyor.

Denktaş ile konuştuğumun ertesi gün gitmiş, rahmetli muhtar Yıldız Kabaran’ın kahveye topladığı kadınlı-erkekli köylülerle ilk röportajı yapmıştım. Haber 2 gün sonra -Asil Nadir’in daha sonra satın alıp göz göre göre batışını seyrettiği- Güneş Gazetesi’nde yarım sayfa sürmanşet yayımlanıyordu: BİZİ RUM’A BIRAKMAYIN!

Gide gele köyden biri olmuştum. Yukarıda da arz ettiğim gibi köylüler fahri hamşehri ilan etti, Lefkoşa’da düzenlediğimiz mitingde muhtar ve köylü kadınlarla en önde yürüdüm. Denktaş ertesi gün müzakereler için New York’a gidecek, Türkiye medyası da haberi “Denktaş protestolarla yolcu edildi” başlıklarıyla verecekti.

Ama Denktaş memnundu bu protestolardan. Çünkü o bir ‘liderdi’ ve asıl gücünün kendisini alkışlayanlar-pohpohlayanlar değil, karşısına “Taviz verme” diye çıkanlar olduğunu biliyordu.

Aradan 38 yıl geçmiş, gitmeye-gelmeye Yeşilırmak’ta doğru dürüst tanıdık bile kalmadı.

***

1,5 saatlik yolcuğun 1 saati konserle geçti ve hiç kimsenin sıkılmadığından eminim. Kendimden biliyorum.

Eskiden derme-çatma bir barın bulunduğu sahilde şimdi kocaman kocaman bir sürü lüks lokanta var. Bunlardan birinin park yerinde duran otobüslerden inen dede ve neneler çok mutlu. Yüzlerinde çiçekler açıyor.

KKTC’nin sebze ambarı Yeşilırmak yine yemyeşil. Her şey gibi, çileğin en güzeli de burada yetişiyor. Dalından yeni koparılmış yeşil erik ve çilek satışı başladı bile. Kimi kasayla, kimi kiloyla alıyor. Belediye görevlilerinin yolun yarısında 4-5 marka sayarak “Sade içenler, ortalar, şekerliler” diye liste çıkartıp telefonla bildirdiği için, karton bardaklardaki Türk kahveleri de serviste. Lokantadan biri, yemek sevisinin saat 11,5’ta başlayacağını lan ediyor.

BİLMEDİĞİN ŞEYLER VAR-2

Yemek işi tamam. Belediyecilerden biri “Dönüş saat 1,5’ta” anonsu yapıyor. Kenara alıp soruyor ve bir ders daha alıyorum.

- Gel-git 3 saat yolculuk yemek için mi miydi?

- Evet.

- İyi de bunu Girne’de de yapabilirdiniz. Bu kadar yola değer mi?

- Değer. Çünkü misafirlerimizin neredeyse tamamı yıl boyu evden çıkıp bir yere gidemeyen insanlar. Otobüs yolcuğunu çok seviyorlar.

- Yani bu kadar insan yemek de olmasa gelir miydi?

- Kesinlikle. Yolculuğun kısa sürmesinden şikâyet bile ederler.

Ders almanın, insana dair bir şeyler öğrenmenin yaşı gerçekten yokmuş.

***

Dönüşümüz de çok keyifli. Konser devam ediyor. “Başka söylemek isteyen var mı?” diye soruluyor, arkalardan “Ben” cevabı alınıyor, kablonun yetişmeyeceği, öne gelmesi söylenince vazgeçiyorlar ve mikrofon tek ‘sanatçımıza’ uzatılıyor. Sadece 1 kişi öne gelerek tek şarkıyı tekrar söyledi: Neden saçların beyazlaşmış arkadaş, sana da benim gibi çektiren mi var… Kafiledeki herkesin saçı beyazlanmış olduğuna göre, herkesin bir sebebi vardır.

Ve Girne’de, yolculuğun başladığı yerdeyiz. Kimsede yorgunluğun ‘Y’si bile yok, herkes pürneşe.

SON SÖZ: Teşekkürler Girne Belediyesi. Hem bu gezi, hem de aldığım 2 muhteşem ders için. Diğer dede ve neneler gibi ben de devamını diliyorum.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI