Bugun...
Topyekûn ve ciddi olarak tehlike altındayız!!!


Abdullah Azizoğlu
 
 

Sabah uyandığımda, yüreğim bir haftalık keçi yavruları gibi kıpır kıpırdı. Bir çayır bularak koşup oynamak, zıp zıp zıplamak istiyordum. Sebebini bilmediğim bir heyecan, bir coşku vardı içimde ki, anlatmaya kelimeler kâfi gelmez. Bu halet-i ruhiye altında, Akdeniz’in balıklarını bugünlük rahat bırakmaya bile karar verdim.

Şöyle adamakıllı birkaç gerindikten sonra ıslık çala çala lavaboya giderek elimi yüzümü yıkayıp salondaki kanepeye uzanıverdim. Güya kahvaltıdan sonra balığa gidecektim. Her şeyi akşamdan hazırlayıp kapının yanına koymuştum ama vaziyet yukarıda arz ettiğim gibiydi.

PARANTEZ

Malzemeyi kapı açılmayacak şekilde akşamdan koymazsam da balığa gidiyorum ama bazen söve saya geri geldiğim bir gerçek. Çünkü kulplu yoğurt kâsesindeki bazmo ve yemler de kovamla beraber balkonda kalmıştır.

***

Her neyse… “Salondaki kanepeye uzandım” demiştim ya… işte o an işin içine şeytan karışıverdi. Canım fena hâlde televizyon seyretmek istiyordu. Gelin görün ki, TV’nin lânet kumandası tâ 5 metre ilerideki masamın üzerindeydi. “Ben de seyretmem” diyerek kırların, çayırların hayâlini kurarken, şeytan da dürtüklemeye devam ediyordu. Kıbrıs’ın bahar gibi Şubat’ının verdiği rehaveti bir kenara bırakıp aldım kumandayı.

- Hadi kumandayı aldın, TV’yi de açtın ama BRT 2 kanalını tuşlamak zorunda mıydın be adam?

- Şeytana uydum!

PARANTEZ…

İlle velâkin, Genel Kurul günlerinde Meclis TV’den daha şenlikli kanal yoktur. Kürsüdekiler, vekillere değil kameraya ve o an TV seyredenlere konuşur. Salonda Meclis Başkanı, kâtipler ve stenografçılar da olmasa, boş koltuklara hitap eden vekil dımdızlak kalacaktır. Arada birinin “Nisap” diyeceği tutar, vekiller koşarak salona girer ve yoklamadan sonra ya kulise, ya parti odalarına dönerler. Kürsüdekini dinlemeye tenezzül etmeyenler, sıra kendilerine geldiğinde de salonun boş olacağını bilir ama umursanmazlar. Nasıl olsa TV naklen yayınlayacak. Aksi olsa hiçbir zaman nisap sağlanamaz. Durumu bu şekilde özetlediğim yeter, konumuza dönelim.

 

***

Kürsüde Çalışma Bakanı Zeki Çeler vardı. Konuşmasında, özelde memleketi, genelde tüm dünyayı, biraz daha gayret etse kâinatı ilgilendiren problemleri hallediyordu. Bir de kanun teklifi hazırlayıp Bakanlar Kurulu’na göndermişti ki, “Ülkenin kurtuluş reçetesi budur” dese başı ağrımazdı. İşte onu anlatıyordu …

PARAMIZ MEMLEKKETTE KALMALI

- Sayın başkan sayın milletvekilleri… Halkımız işsizlikten kırılıyor ama ülkemizde 40 bin yabancı işçi var. Yabancıların yaptığı işi yapmayanlarımıza devlet kasasından para verirsek, onlar çalışır, yabancıların yarısı gider. Bu da 20 bin kişi eder. Bu 20 bin yabancı her yıl kazançlarının çoğunu kendi memleketlerine gönderiyor. Bizim memleketten çıkan para da az değil ha… Yılda tamı tamına 350 milyon dolar. Yabancılar giderse 350 milyon dolar bize kalacak.

***

İçimden “Bazen eleştiriyoruz ama adam haklı, şimdiye kadar neden kimsenin aklına gelmedi” diye söylene söylene kahvaltı meselesini hallettikten yeniden uzandım. Daha doğrusu, işin içindeki şeytan elimden tutup kanepeye götürmüş olmalı.

Şimdi kürsüye gelen ne derse desin, Çalışma Bakanı’nın kanun teklifi ile aramıza giremezdi. Memlekette kalacak 350 milyon dolar gerçekten az para değildi.  Bunu kavramış olmanın verdiği huzur ile televizyonla birlikte gözlerimi de kapattım.

***

Ne var ki şeytan şeytanlığını yapmış, içimdeki heyecanı, sevinci birkaç dakikada berhava etmişti. Ağzım dilim kupkuru uyandığımda, ne kanepeden kalkacak mecalim, ne bir bardak su alacak takatim vardı. Rahmetli Neyzen Tevfik’in (O da rahmetli) Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman’ın “Nasılsın” sorusuna verdiği cevaptan beş beter vaziyetteydim.

PARANTEZ

Bu cevap çok meşhur olup, tarihe altın harflerle yazılmıştır. Üstelik konumuzla da yakın akraba sayılır ama halkımızın ruh sağlığını düşünerek buraya almıyorum.

***

Dalıp gittiğim birkaç dakikada bir ömürlük kâbus görmüştüm ki fintarafillah… şimdiye kadar gördüklerimin toplamı bunun yanında soldaki sıfır bile etmez.

Rüyamda yine Meclis TV seyrediyordum. Kürsüde yine Çalışma Bakanı Zeki Çeler vardı. Yine bir kanun teklifi hazırlayıp Bakanlar Kurulu’na göndermişti. Şimdi de onu anlatıyordu…

PARAMIZ MEMLEKETTE KALMALI 2

- Sayın balkan sayın milletvekilleri… Bildiğiniz gibi memleketimizde halen 42 gece kulübü vardır. Bu kârhanelerde…. dikkat buyurun lütfen, ‘kerhane’ demiyorum… Bu kârhanelerde 600’e yakın yabancı işçi çalışmaktadır... dikkat buyurun lütfen… sex kölesi ya da, fuhuş gibi carttan curttan bahsetmiyorum, iş iştir. Bu 600 yabancı işçi, kazandıkları paranın tamamını kendi memleketlerine göndermektedir. Gönderdikleri para, her yıl 1 milyar doların üzerindedir. Bu işi yapmayanlarımıza devlet kasasından para verirsek, yabancılar gider, paramız da bizde kalır. 500 milyon dolar da az para değil ha...

PARANTEZ

Bendeniz bu yazıya noktayı koyduktan sonra aziz dostum, TKP Genel Başkanı  Prof. Dr.  Psikiyatr Mehmet Çakıçı’ya gidecek. Beni bu kâbusun etkisinden ancak o kurtarabilir.

SON SÖZ: Nasrettin Hoca torunları olduğumuzu bir defa daha hatırlattığı için Zeki Çeler’e minnettarım.

- Hayırdır hoca, sokağın tozunu toprağını neden karıştırıyorsun?

- Sorma komşu, mahzende paltomun düğmesini düşürdüm.

- Madem mahzende düştü orada arasana.

- Orası karanlık be komşum!





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI