Bugun...
Secim sonuçlarına ilişkin tespit ve öneriler


Metin Çetin
 
 

 

Türkiye, 1 Kasım seçimlerini yaşadı. Aslında 1 Kasım seçimlerinin, Haziran seçimleriyle kıyaslamalı analizlerinin yapılması gerekiyor ama bunu sosyal bilimcilere bırakalım ve geleceğe kayıt düşmek üzere bazı tespitlerde bulunalım.

Seçim sonuçlarına ilişkin yüzdeleri, milletvekili sayılarını biliyorsunuz. Ancak sosyal medya üzerinden o kadar tartışmalı iddialar, uçuk teoriler yayınlandı ki; ayakları yere basan basit tespitlerle, hepimizin kabul edeceği bazı ortak sonuçlara varalım.

Seçimin gerçek galibi AKP’dir. AKP yöneticilerinin dahi tahmin edemediği bir zaferi kazandılar. Bugün, Türkiye’deki her iki seçmenden birisinin AKP’li olduğu söylenirse yanlış sayılmaz. Seçime katılma oranı da rekor düzeyde gerçekleştiği için bu tespit büyük ölçüde doğru kabul edilmelidir.

Seçimin hezimete uğradığı kabul edilmesi gereken mağlubu da MHP’dir. Mecliste temsil edilmesine rağmen, muhatap kabul etmediği partinin de gerisine düşmüş olması, hezimeti daha da ağırlaştırmaktadır.

Seçimin ikinci mağlubu HDP’dir. Türkiye partisi olmak iddiasıyla yola çıkan HDP, yurt dışı oylar sayesinde baraj altında kalmaktan zorla kurtulmuştur. HDP ile birlikte mağlup olan bir diğer güç de PKK’dır. Haziran seçimleri kampanyası, “Seni başkan yaptırmayacağız” iddiasıyla başlamış ama siyasi iddianın ötesine geçerek şiddet olayları başlamıştır. Şiddeti kimin başlattığı tartışmalarına takılmadan, askerlerin, polislerin, evlerinde, eşlerinin, ailelerinin yanında şehit edilmesi, yollara önceden kurulup hazırlanmış mayınlı tuzaklarla onlarca askerin şehit edilmesi, aslında, güneydoğuda bir kalkışmanın da başlangıcı olarak öngörülmüştü. Ancak TSK’nın güçlü tepkisi ile PKK, çok büyük kayıplar vererek, bir anda alan hakimiyetini yitirdiği gibi, bölgede halk desteğinin azalmasına da neden olmuştur. Nitekim bu ikilinin birlikte kaybı nedeniyle HDP, bir il dışında, bütün illerde oy kaybına uğramış, baraj korkusu yaşamıştır.

Ne kayıp, ne kazanç diyebilecek yegane parti CHP’dir. %0,45’lik oy artışı CHP için bazı iddiaların kaybı demek anlamına geliyor. CHP’nin kampanya süresince kullandığı argümanlardan birisi de, HDP’ye giden emanet oyların geri dönmesi çağrısı değil miydi. Sonuçlar, HDP’nin kaybettiği oyların büyük bölümünün AKP’ye gittiğini gösteriyor. Birkaç milyonluk yeni seçmen kitlesine rağmen CHP’nin oylarının yerinde sayması, sahil bölgelerine sıkışıp kalması, bu partinin kendi kendini sorgulaması gerektiğini göstermiyor mu? Haziran-Kasım dönemi arasındaki dönem CHP tarafından da iyi değerlendirilmedi. Aynı aday listeleri, sıradan bir kampanya dönemi CHP’nin, ya dersini iyi çalışmadığı, ya da Haziran seçim sonuçlarını ve beklentileri yanlış yorumladığı şeklinde değerlendirilebilir.

Gelelim kaybedenlerin en büyüğüne… MHP, bugün, AKP’nin tek başına iktidarına su taşımakla suçlanıyor. Suçlayanlar haksız mı? Haziran seçimlerinde, başkanlık tartışmaları varken, başkanlığa karşı % 60’lık bir blok oluştu. Bu blok, MHP tarafından parçalandı. HDP ile hiçbir halde görüşmem mantığı ile parlamenter sistemdeki birçok yolu tıkayarak AKP’nin elini rahatlattı. HDP ile PKK arasında ayrım yapmaya çalışmak yerine toptan reddiyecilik kolay geldi. Seçime günler kala, tüm çabalar, niçin hayır dediklerini anlatmaya çalışmak oldu.

TT’nin parti disiplinine uymayışını cezalandırmak tamam da, Meral Akşener ile Sinan Ogan’ın harcanmasına, tasfiyesine ne demeli? Küçük olsun, benim olsun mantığıyla iktidara yürünebilir mi.

Türk siyasetindeki oy dağılımına kabaca bakıldığında %70- %30 dengesi görülür. CHP’nin yeri bu %30 içindedir ve bu oranı (nadiren de olsa) bulduğu ya da aştığı zamanlarda iktidar umudu doğmaktadır. MHP’nin, oy aldığı, alabileceği %70’lik kaynağın büyük bölümü, şu sıralarda AKP tarafından parsellenmiş durumdadır. ANAP, bu yolda yürürken, 4 eğilim demiş başarılı olmuş, eğilimler tasfiye edildikçe gerilemiştir. AKP de aynı şekilde sağın tüm renklerini topladığı zaman başarılı olmuş, Tayyip’in tasfiye süreciyle zayıflamaya başlamıştır. Haziran seçimlerinden en iyi ders alan parti yine AKP olmuştur. Seçim için, MHP, BBP, Saadet partilerine yönelik çalışmalar gözden kaçmamış, ancak gerekli tedbirler de alınmamıştır.

Netice-i kelâm; 1 Kasım’da takke düştü, kel göründü. Halk tercihini ortaya koydu. Sevilse de, sevilmese de; bu sonuçlarla tek başına güçlü bir iktidar görünüyor. Önümüzde seçimsiz uzun bir süre bulunuyor.

Bu durum bazılarımızı sevindirirken bazılarımızı da oldukça üzdü. Hatta, bazılarımız çok kızdı. Üzülmek, sevinmek insani duygulardır ve  bir süre sonra bu duyguların üstesinden gelebiliriz. Ancak bizim için hayat devam ediyor. O halde bizim yapacağımız şey bu durumun üstesinden gelebilmek. Hayatın hızlı akışı, gündemimizi de hızla değiştiriyor ama değişmeyen tek gerçek, hayatın, bizler için, giderek zorlaşması. Küresel ekonomi, küresel sermaye dediğimiz gerçek bizi tüketime, üretim araçlarından koparmaya ve kendine bağımlı kılmaya çalışıyor. Bir gün bakıyorsunuz ekonomik açıdan dara düşmüşüz, başka bir gün bakıyoruz bir yasayla glikoza mahkum ediliyoruz. Bir başka gün, kendi tohumlarımızı alıp satamaz hale getirilmişiz. O halde, öncelikle, bireysel olarak kendimizi küresel sermayenin çarkına kapılıp yok olmaktan korumalıyız. Babam rahmetli, kendini kurtaramayan memleketi kurtaramaz derdi. O halde bizim yapacağımız iş; çocuklarımız için, torunlarımız için daha iyi bir dünya bırakabilmek için kendimizi korumaya çalışmak, bu amaçla çalışanlarla işbirliği yapmak ve birlikteliğimizi üretken ve güçlü bir yapıya dönüştürebilmektir.

Bizi, biz yapan birliğimiz. Birliğimizi, beraberliğimizi koruduğumuz müddetçe güçlüyüz.  Bu coğrafyada, ayakta kalabilmenin ilk şartı da bu.  Galip gelenleri kutlarken, mağlupların da gerekli dersleri çıkarıp geleceğe hazırlanmalarını beklemek en güzeli.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI